Fransa Müslüman kadınlarla neden uğraşıyor?

Fransa Cumhuriyeti ırkçılıkla anılmaya devam ediyor. Bu yaz ülke çapında protestolara yol açan Nahel M'nin ölümünün ardından şimdi de Fransız siyasi elitinin Müslüman kadınların bedenlerine sonsuz takıntısını ortaya koyan Eğitim Bakanlığının devlet okullarında Müslüman öğrencilere yönelik başörtüsü yasağı düzenlemesiyle karşı karşıyayız.

 

İdeolojik bir işaret: Okullarda abaya yasağı

1989'da 13 yaşındaki bir kız çocuğunun okuldan atılmasıyla başlayan süreç, başörtülü kadınların eğitime erişimini kısıtlayan çok sayıda düzenlemeyle sonuçlandı. Artık fazla "gösterişli" olduğu düşünülen kıyafetlerin giyilmesini yasaklayan 2004 tarihli başörtüsü yasağının da ötesine geçildi. Bu karar, abayaların yasaklanması konusunda aylarca süren tartışmaların ardından geldi. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un sessiz, genç ve yeni atanan Milli Eğitim ve Gençlik Bakanı Gabriel Attal, yasağı kendisini geniş bir kitleye tanıtmak için kullandı ve ağustos ayı sonlarında verdiği ilk yüksek profilli röportajda abaya yasağını duyurdu. Macron da yasağın "tavizsiz" uygulanacağını söyleyerek Attal'a tam destek verdi.

 

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki (ABD) Virginia Wesleyan Üniversitesinde Fransız Çalışmaları Profesörü olan Alain Gabon, yasağın tam da "devlet okulu sistemi; maaşların dramatik bir şekilde yetersiz olması, öğretmenlerin sosyal itibar ve statü kaybı, giderek zorlaşan çalışma koşulları ve yüksek düzeyde tükenmişlik, kaygı ve depresyon gibi birçok yapısal sorun altında çökerken" uygulanmasını eleştiriyor. Başka bir deyişle yasak, dikkatleri Fransız toplumunun tamamını etkileyen siyasi başarısızlıklardan Fransız post kolonyal devletinin sefilliğine çeviren faydalı bir dikkat dağıtıcı gibi görünüyor.

 

Fransız siyasi elitinin tartışmaları her zamanki gibi ideolojik olarak lekelenmiş durumda. Başbakan Elisabeth Borne ve İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, abayanın bir "dini yayma" aracı olduğunu iddia ediyor. Laikliği savunmak ve bu düzenlemeleri kilise ve devletin ayrılması fikrine dayanarak savunmak, uzun zamandır post-kolonyal paternalizme dönüşmüş durumda.

 

Öte yandan bu durum, Gayatri Chakravorty Spivak'ın Avrupalı sömürgecilerin üstünlük kompleksini çok ünlü bir şekilde karakterize ettiği gibi beyaz erkeklerin kahverengi kadınları kahverengi erkeklerden kurtaran sömürgeci tutumuna da örnek teşkil ediyor. Aynı zamanda burada post-kolonyal rejim tarafından etkin bir şekilde düzenlenmeyen alanların süregelen sorunsallaştırılmasını da gözlemliyoruz. Beyaz olmayan insanların ve özellikle de Müslümanların yaşadığı yoksul kentsel alanlar olan banliyöler uzun zamandır oldukça politize halde.

 

Müslüman bedenlerin ırksallaştırılması

Yeni okul yılının başlamasından bu yana, güvenlik personelinin her bir kız öğrencinin kıyafetlerini nasıl kontrol ettiğini gösteren videolar tüm dünyaya yayıldı. Sosyal medyada yayınlanan videolarda, genç kızların polisin disiplin cezasının ardından abaya olarak adlandırılan geniş kıyafetlerini çıkardıkları görülüyor. Abaya genellikle bazı Müslüman kadınlar tarafından kişisel alçakgönüllülüğün bir işareti olarak giyilen bol, tam boy bir elbise olsa da hangi kıyafetlerin abaya olma kriterlerini karşılayıp hangilerinin karşılamadığını tanımlamak hiç de kolay değil. Bunun da ötesinde, abaya belirli bir dini giyim tarzını da temsil etmiyor. Dolayısıyla bu kısıtlama, Müslüman bedenlerin ne kadar ırksallaştığını ortaya koyan bir başka önlem olarak okunabilir. Fransa, kadınlara ne giymeleri gerektiğini ve ne giymelerine izin verilmediğini dikte eden Afganistan ve İran gibi diğer otoriter rejimler kulübünün bir üyesi haline geliyor.

 

Sadece birkaç yüz kız çocuğu okula abayalarıyla giderek evlerine geri gönderilmiş, böylece bu ayrımcı politikayı protesto ederek sivil itaatsizliği bir siyaset biçimi olarak kullanmış gibi görünse de hükümet çoktan abayayı sadece dini değil siyasi bir mesele olarak çerçevelemiş durumda. Hükümet sözcüsü Olivier Veran, "siyasi bir saldırı, siyasi bir işaret" diyerek çarşafın dini temsil ettiği argümanına destek verdi. Gerçekte bu, Fransa'da ötekileştirilenlerin daha fazla polis denetimine maruz bırakılması yönünde atılmış bir adımdır. Fransız hükümeti, bu yılın sonuna kadar lider pozisyonundaki 14 bin eğitim personelinin eğitileceğini ve 2025 yılına kadar 300 bin personelin bu düzenlemeyi uygulamak ve izlemek üzere eğitileceğini açıkladığında, Fransız hükümeti aslında Müslüman kadınların istedikleri gibi özgürce hareket etme yeteneklerini daha da sınırlandıracağını ve otoriter devleti daha da güçlendireceğini söylemiş oluyor.

 

Abaya yasağını eleştirenler

Muhafazakar Les Republicains (LR) partisinden Eric Zemmour gibi aşırı sağcılara kadar Fransız muhalefet partileri hükümetin bu yeni hamlesini alkışlarken La France Insoumise gibi sol cepheden bu kararı kıyafet polisliği olarak eleştiren az sayıda muhalif sesle birlikte bazı uluslararası kuruluşlar da eleştirilerini dile getirdi.

 

ABD Uluslararası Dini Özgürlükler Komisyonu (USCIRF) Başkanı Abraham Cooper, şunları söyledi:

 

"Fransa, başta Müslümanlar olmak üzere dini grupları hedef almak ve sindirmek için laikliğin özel bir yorumunu kullanmaya devam ediyor. Hiçbir hükümet, yetkisini halkına belirli bir dini empoze etmek için kullanmamalı. Bununla birlikte, laikliği teşvik etmek için bireylerin dini inançlarını barışçıl bir şekilde uygulamalarını kısıtlamak da aynı derecede kınanmalıdır." USCIRF, Fransa'nın eylemlerinin hem Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin (ICCPR) hem de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin (UDHR) 18. maddesi ile doğrudan çeliştiğini ve her iki maddenin de kişinin dini inançlarını semboller veya giysiler yoluyla gösterme özgürlüğü de dahil olmak üzere herkese dini özgürlüğü garanti ettiğini savunuyor. Fransa başlangıçta UDHR'nin taslağına katılmış, yaklaşık 75 yıl önce kabul edilmesi için oy kullanmış ve ICCPR'ye taraf bir devlet olmasına rağmen bugünün Fransa'sı, bu siyasi değerlerden uzaklaşmış görünüyor.

 

Bu arada, Fransa'nın mevcut siyasi liderliğinin hegemonik İslamofobik bakış açısı göz önüne alındığında, yasal adımlar bu yasağa karşı koymak için mevcut en umut verici seçenek olabilir. Fransa'daki abaya yasağına Müslüman hakları grupları tarafından Danıştay nezdinde farklı hukuki gerekçelerle itiraz edildi. İslamofobik bakış açısının adalet sisteminde ne kadar derinlere indiğini görmek için beklememiz gerekecek.

 

[Farid Hafez, 2021 yılından bu yana Williams College'da 1955 Sınıfı Uluslararası Çalışmalar Seçkin Misafir Profesörü olarak görev yapmaktadır. 2017 yılından bu yana Georgetown Üniversitesi Köprü Girişimi'nde yerleşik olmayan araştırmacı olarak çalışmaktadır. 2015'ten bu yana yıllık Avrupa İslamofobi Raporu'nun eş editörlüğünü yapmaktadır. Yakında çıkacak olan kitapları: 'Operation Luxor' (Transcript Verlag, 2023) ve 'Politicizing Islam in Austria. The Far-Right Impact in the Twenty-First Century' (Rutgers University Press, 2024).]

 

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Dosyalar

Bu Haberi Paylaş: