• Deutsch
  • Türkçe

MHP Lideri Bahçeli: MHP toplaşılan tarla değildir, Türk milletinin şeref sembolüdür


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu

“Bir eli ile selam verip bir eliyle silah tutuşturanlar insanlık düşmanı hainlerdir. Terör faaliyetlerine hizmet edenler karanlık odaklardır. Türkiye’yi terörle köşeye sıkıştıracaklarını sananlar kişiliksizlerdir. Hangi sefil senaryodan medet umarsa umsun başarısız kalmaya mahkumdur. Türk Milleti teröre boyun eğmemiş, eğmeyecektir. Elbette vatan müdafasında şehit verdiğimiz her evladımız yüreklerimizi kavuruyor. Hepimiz şehitlerimiz yasını tutuyoruz. Batman’ın Gercüş ilçesindeki hain saldırıda 8 kahramanımız şehit düştü. Şehit naaşları gözyaşları ile ebediyete uğurlandı. Acımızı içimize gömdük, vakarımızı muhafaza ettik. Şehitlerimizin her emaneti milli namusa emanettir.”

“Şehit olanların uzman çavuş olması dikkat çekmiştir. Bizim için uzman çavuşların özlük haklarının düzeltilmesi, 3600 ek göstergeden yararlanmaları tarihi bir görevdir. Sözümüz sözdür. 24 Haziran’da söylediğimiz her şeyin olması için çalışacağız. Kahramanşar mahçup kalamaz, yüzüstü bırakılamaz. ”

“Teröristlere en ufak müsamaha vahim sonuçlara davetiye çıkaracaktır. Hainler nereye sığındılarsa, bulunarak imha edilmeleri milli görevdir. Cumhurbaşkanı diyor ki, dünya 5’ten büyüktür. İtirazımız yoktur. Nefret kuluçkasına yatan terör elebaşları neden yakalanamaz? Biz bu hainlerin kökünün kazınmasını istiyoruz. Uçaklar vurunca kaçıyorlar, sığınaklardan kaçıyorlar. Dünya 5’ten büyükse, PKK’nın 5 tepe yöneticisinin bir gece ansızın tepesine binilmelidir. Murat Karayılan, Bahoz Erdal’dan ve çete başlarının döktükleri kanların hesaplarını sormak bugün değilse ne zaman olacaktır. Türkiye hain terör örgütünden güçlü değil midir? Türk Devleti nice gözü kara yiğitleri bağrında yaşatır. Biz de veli de, deli de çoktur. Şerefsizlerin kafaları çuvala sokulup neden getirilmesin. Bu konuda sayısız misal vermek mümkündür. Terörle mücadele süresince yalnızca Kandil’le sınırlı kalmamalıyız. Fırat’ın doğusu hain kaynamaktadır. Terörist Fırat’ın batısında da, doğusunda da teröristtir. Türk Devleti Fırat’ın doğusuna kilitlenmiştir. Bu önemli bir gelişmedir.”

“Hani Münbiç’i terk edecekti, Münbiç mutabakatına ne oldu? ABD, YPG’li teröristlere neden tepkisizdir. Madem Münbiç’te teröristler çukur kazmıştır, Türk Devleti’ne düşen de hazır çukur kazılmışken teröristleri oraya gömmektir. ABD’nin güven vermeyen, sözünde durmayan tutumuna bakarak terörle mücadelemizi sürdüremeyiz. Trum gibi bir maceraperest otururken güvenilir bir ilişki ağının kurulması oldukça zordur. Bomba ve patlayıcı eğitimi veriyorlar, Batman’da kan döktürüyorlar. NATO şemsiyesi altında böyle bir dostluk samimi değildir. ABD, Türkiye’yi tek kullanımlık poşet çay gibi kullandığı ülkelerle karıştırmasın. Altını çizmek isterim ki, Kral Selman’a söylediği sözler tüyler ürpertici, skandaldır. Hayırdır Okyanus ötesinde mafya devleti kurdu da bizim mi haberimiz olmadı. Kutsal toprakların içine düştüğü manzara kahredici, onur kırıcıdır. Nerede Hz. Ömer adaleti? Koltuğu korumak için haraç vermek ne İslam ile ne de bağımsızlık kaideleri ile uyuşur. Her gün öleceğine bir gün adam gibi iman eri olarak ölürsün.”

“Cemal Kaşıkçı’nın akıbetini merak ediyoruz. Vahim haberlerin doğru olup, olmadığının acilen teyide muhtaç olduğu açıktır. Kanlı operasyonların geçiş alanı Türkiye değildir.”

“Konu sadece Papaz değildir. Kıvılcıma bakarken, yangını ihmal etmeyelim. Türkiye ekonomisinde dipsiz kuyu açmayı hedefliyorlar. Sermaye çetelerine yıkım emrini verdiler. 24 Haziran seçimlerinin rövanşını kur ile almaya teşebbüş ettiler. 12 Ağustos gecesi kudurmuş gibi saldırdılar. Para oyunlarını seferber ettiler. Kur silahını çektiler. Amaç ekonominin surlarını yıkarak sosyal çözülmeyi sağlamak. Sokağı adres gösteren işbirlikçileri harekete geçirmek istiyorlar. Tehdit sönmüş değildir. Çok şükür Trump’ın Twitter’dan destek verdiği küresel baronların hesabı Ankara’da bozuldu. Hep söyledim, söylüyorum. Mesele çok yedim, az yedim meselesi değildir. Mesele vatandır. Parti olarak işin kolayına kaçar, her eleştiriyi yapardık. Siyasal rantın basitliğine heves ederdik. Ülke yansın der, ne kazanacağımıza bakardık. Önce millet iradesi ile hayale yelken açmıyoruz.”

“McKinsey müdafasının bize düşmeyeceğini, yeni bir IMF olmadığını söyledik. Bre zır cahiller! Mckinsey birçok ülkede danışmanlık veren bir şirkettir. İrade olduktan sonra ister uygular, isterseniz teşekkür eder geri gönderirsiniz. McKinsey’e IMF, kozmik oda demek cahillik değil, ümmiliktir. Duyunu umumiye derseniz, hastalıklı olduğunuzu, tarih sahnesinden çekildiğinizi, Türklükle bağınızın kalmadığını söylersiniz. Bizim McKinsey diye bir derdimiz yoktur, olamaz. İP’sizi sapsızı, HDP’si, CHP’si dertlerini Cibali Karakolu’na anlatsınlar.”

“Don Kişot, yel değirmenlerine kılıç çekerek saldırırdı. Siyasi Don Kişotların da ilkeleri, çizgileri yoktur. İP Genel Başkanı’nın söylemleri zincirleme olaylara neden olmuştur. Bu şahıs MHP’ye nifak tohumları fırlatmış, zehir kusmuştur. İYİ Parti Genel Başkanı’nın kulağına kim fısıldadıysa ilkel bir şekilde partimize ve dava arkadaşlığımıza saldırmıştır. Küçük ortak dedi, lastik adam dedi, paspas dedi. Yalanına yalan ekledi, bu iftiraları ayaklarımızın altında çiğniyor, muhatabına iade ediyoruz. Sosyal medyadan cevap verince Türkiye’nin konuştuğu olaylar vuku bulmuştur. Adres vererek cevap verecek kadar çıldırmıştır. Davet verince icabet decen çıkacaktır, çıkmıştır da. Gidenler gayet normal protesto yaptılar. İl teşkilatımızdan habersiz bunu yaptıkları için görevden aldık. Ankara’dan adres verip Üsküdar’da olması, 2 kişiyiz diyip 3’üncü kişinin de videoya alması dikkatten kaçmamıştır. Evde kimler konuşlanmıştır. Üsküdar’da tuzak kurulmuştur. Hiçbir Türk kadınının heveslenemeyeceği bir uslupla meydan okumalar şahitlik edildi.. Erkekseniz gelin ulan diyebilir mi? Bu nasıl bir şuursuzluktur. Siyasi erime yaşıyorlar. Elle gelen düğün bayram diyoruz, gelecekleri varsa görecekleri olduğunu hatırlatıyoruz. MHP şehit ocağıdır. Yancı ve paspas değildir. MHP, Tükiye’nin kıvancı, son kalesidir. Lastik adamlarla işi olmaz. Aksini söyleyen edepsizdir, şahsiyetsizdir. Kim dil uzatırsa, el uzatırsa, ya dilini koparır, ya elini kırarız. MHP, toplaşılan tarla değildir. Türk Milleti’nin şeref sembolüdür. Ayağımıza basan olan alırsa, aklını başından alırız. Foyaları meydana çıkarmayı inançla sürdüreceğiz. MHP ile aranıza öyle bir buz diktiniz ki, küresel ısınmanın feriştahı gelse eritemez.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin grup toplantısı konuşması şu şekilde:

Değerli Milletvekilleri,

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,

Basınımızın Mümtaz Temsilcileri,

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyor en iyi dileklerimi paylaşıyorum.

Gerek yurt içinde gerekse de yurt dışında bizleri dinleyen, izleyen aziz vatandaşlarıma, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum.

Bizleri bugünlere kavuşturan Rabbim’e şükrediyorum.

Konuşmamın başında Gazi Meclis’imizin kutlu çatısı altında sizlerle yeniden bir araya gelmekten duyduğum bahtiyarlığı özellikle belirtmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi TBMM 27.Dönem 2.Yasama Yılı 1 Ekim 2018 tarihinde, yani dün başlamıştır.

Bugün yeni Yasama Yılının ilk grup toplantısını gerçekleştiriyoruz.

Konuşmamın bu safhasında;

Yeni Yasama Yılının ülkemize, milletimize, demokrasi hayatımıza, milletvekillerimize, siyasi partilerimize ve Milliyetçi-Ülkücü Hareket’e hayırlı olmasını, nice başarı ve müspet gelişmelere vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum.

Türk milletinin irade ve özlemlerinin tecelligahı olan TBMM’nin açık ve çalışır olması, seçilmiş vekillerin görevlerinin başında bulunması ülkemiz için büyük bir kazanç ve demokratik güçtür.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin resmen uygulamaya geçmesiyle birlikte Meclisi’mizin asli işlev ve işlerini daha etkin yapacağına inanıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi; yarım asra ulaşan kadim ve köklü geçmişiyle, şerefli ve sembolleşmiş gücüyle Türk siyasetine değer aşılayan, Türkiye’ye hizmetle anıtlaşan milli gurur kaynağıdır.

Siyasetimizin anlam ve ahengi; mücadelemizin temkin ve tutarlılığı; inançlarımızın haklılığı ve haysiyeti; ilkelerimizin muazzez ve meşruluğu; ülkülerimizin yücelik ve yüksekliği on yıllar boyunca çizgimizin kırılmadan muhafazasını sağlamıştır.

Yüksünmeden yürüdük, şımarmadan, kırıklık yaşamadan yükseldik.

Bu sayede milletimizin desteğiyle, duasıyla ve engin gönlünü kazanarak varlığımızı sürdürdük, TBMM’de temsilimizi devam ettirdik, ettiriyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi 24 Haziran 2018 Pazar günü, çok zorlu şartlarda yapılan bir seçimin ardından 50 muhterem milletvekiliyle Meclis’te grup kurma hakkını elde etmiştir.

Yapamazlar dediler, yaptık.

Başaramazlar dediler, başardık.

Devrilir gider dediler, direndik, dirilişimizle kötü iddia sahiplerini ve iftiracı çevreleri mahcup ettik, maskaraya çevirdik.

Onlar konuştu, biz inandık.

Onlar atıp tuttu, biz milletimize güvendik.

Anket şirketlerinin uydurmalarına kulaklarımızı tıkadık, ama hesaplaşacağımız günlerin geleceğine bilerek hazırlıklarımızı yaptık.

Kiralık gazeteci ve sözde aydınların yalan ve algı oyunlarına göğüs gerdik.

Yüzde 2-3 oy alırlar, erirler, çökerler, grup bile kuramazlar diye nifak ve dedikodu yayanları tek tek not aldık; sonra hepsine birden öyle bir teşekkür ettik, şaştılar kaldılar, donuk donuk baktılar, şoktan şoka girdiler.

Sizler yalnızca milletvekili olmadınız; şiddetli bir kuşatmayı yaran kutlu bir inancın neferleri mertebesine yükseldiniz.

Sizler kurulmuş tuzakları, kudurmuş tahrikçileri mücadelenizle yıktınız, ayaklarınızın altında çiğnediniz.

Yazılmış iğrenç senaryoları buruşturup muhataplarının başına geçirdiniz.

 

Milliyetçi Hareket Partisi’ne idam fermanı yazanları, infaz mangalarını, siyasi provokatörleri, kara kampanya mucitlerini, tefrika muhiplerini kâbusla tanıştırıp hayal kırıklığına uğrattınız.

Engelleri aştınız, oyunları bozdunuz.

Hepinize teşekkür ediyor, alayınızı yürekten kutluyorum.

Şunu özellikle ifade etmek isterim ki, seçilen milletvekili arkadaşlarım kadar seçilemeyen, fakat canla, başla çalışan milletvekili adaylarımızı, bütün teşkilatlarımızı da yürekten tebrik ediyorum.

Biz büyük bir aileyiz.

Biz büyük bir davanın timsalleriyiz.

Biz büyük bir sevdanın temsilcileriyiz.

Milliyetçi Hareket Partisi dünden bugüne;

Başkalaşma akıntısına kapılmadı, başkalarına özenmedi, özgüvenini kaybetmedi.

Değişip, dönüşüp, hatta melezleşip kökünden ve öz değerlerinden kopmadı.

Deyim yerindeyse, kendi kurşunumuzla ölmeyi başkalarının ipiyle sallanmaya hep tercih ettik.

Belki az olduk; zaman oldu geride kaldık, yeri geldi dara düştük, kimi hallerde zora girdik; ancak helal yoldan çıkmadık, vatan ve millet sevdasından asla sapmadık.

Kendimize güvendik, Allah’a inandık, sırtımızı ona buna değil, bizzat egemenliğin sahibi aziz Türk milletine dayadık.

Baharda hazan mevsimini yaşatmak istediler.

Gövdemizden yarmak istediler.

Hadi yaz geldi dedik, baktık ki ayaz vurdu, don tuttu.

Gene de yılgınlık göstermedik.

Gene de eğilmedik, gene de yenilmedik, Allah şahit yeise düşmedik.

Vatanın her karış toprağına derin korku kuyuları kazanlara, ihanet jeneratörü gibi faaliyet gösterenlere karşı irfanımızla direndik, imanımızla devleştik.

İnandık, her zaman ileriye baktık.

İrade gösterdik, parlak ufuklarla odaklandık.

Heyecanımızı çılgınlık görenler çıktı.

Cesaretimizi yanlışa yoranlar oldu.

Geçmişi kucaklayarak geleceği kuşattık.

Kaynağını Türk-İslam Ülküsünde bulan Türk milliyetçileri olarak çağın hastalıklarına, zamanın hasarlarına, siyasi ve ideolojik hezeyanlara set çektik, sur ördük, taviz vermedik, teslim olmadık.

Türklüğün bekasını, Türkiye’nin tarihi haklarını siyaset üstü bir derinlikle kavrayıp vazgeçilmez ve üzerinde tartışılmaz milli bir görev saydık, mukaddes bir emanet gördük.

Gelecek seçimleri değil, gelecek nesilleri düşündük.

Bakınız merhum Ömer Seyfettin, 30 Nisan 1914’de yazdığı bir makalesinde aynen şöyle diyordu:

“Öldükten sonra ruhlarımız kabrimizin üstünde, torunlarımızın ihtiramla gezindiğini görecek, Türklük yaşadıkça namımızın hamiyet ve şefkatle anıldığını işitecektir.”

Arayışımızınamacımızın özü budur, amacımızın esası da bu şekildedir.

27.Dönem TBMM’nin 2.Yasama Yılında yine çok çalışacağız.

Milletimizin hassasiyet ve hedeflerine tercüman olacağız.

Konuşacağız, uzlaşacağız, alınan kararlara yapıcı şekilde katılacağız, milletimizin lehinde tavır ve davranış göstereceğiz.

Seçim Beyannamemizde vaat ettiğimiz ne varsa gerçekleşmesi için çaba ve gayret harcayacağız.

Yorulmak yok.

Vazgeçmek yok.

Atalet yok.

Gevşeklik hiç yok.

Ya başaracağız ya başaracağız, ortası yok.

Bu yeni Yasama Yılı’nda hepinize güveniyorum.

Komisyon toplantılarında, genel kurul çalışmalarında ve diğer yasama faaliyetlerinde fedakarca bulunmanızı, şuurlu ve hazırlıklı şekilde katılmanızı, bununla birlikte tam bir devam sağlayarak gereğini yapmanızı önemle bekliyor, öncelikle temenni ediyorum.

Muayyen ve müdrik bir ruhla sizlere umut bağlamış vatandaşlarımızın haklarını savunmanızı, mazlumların nefesi, sessiz milyonların yükselen sesi olmanızı hem rica ediyor, hem de hepinizi görevlendiriyorum.

Bekleyecek vaktimiz yoktur.

Oyalanmaya halimiz yoktur.

Yerimizde saymaya, patinaj yapmaya, mirastan yemeye hakkımız yoktur.

Her milletvekili arkadaşıma yeni Yasama Yılında üstün başarılar diliyor, Allah yar ve yardımcınız olsun diyorum.

Partimizin 50. yılı kutlamalarına az bir süre kala, 50 milletvekiliyle istikbalin mimarisine, istiklalimizin muzafferliğine sonuna kadar destek verip, bu uğurda hizmet edeceğiz.

Unutmayınız hiç kimsenin, hiçbir oluşumun lütfuna, himmetine, hikmetine muhtaç değiliz.

Hiç kimsenin kollamasına, korumasına ihtiyaç da duymuyoruz.

Bize Allah’ın himayesi yeter, keremi yeter, bize milletin sevgi ve desteği yeter.

Diyor ya merhum Namık Kemal:

“Kimsenin lütfuna olma talip; bedeli cevher-i hürriyettir.”

Biz haysiyet ve hürriyetimizle varız; bedel ödetecek, diyet isteyecek henüz anasının karnından doğmamıştır; eğer böyleleri varım diyorsa alnını karışlar, aklını alır, haddini bildiririz.

Biz Milliyetçi Hareket Partisiyiz.

Biz Türk milletinin ta kendisiyiz.

Biz Türkiye’yiz, Milli Mücadele’yle tezahür etmiş kuruluş felsefesinin, devlet-i ebed müddet, millet-i ebed müddet şuurunun bayraktarıyız.

Biz Türklüğün keskin kılıcı, kardeşlik ve beraberlikle geçen kutlu asırların ebedi muhafızları, taşıyıcı kudreti, tayin edici kuvvetiyiz.

 

Değerli Arkadaşlarım,

Muhterem Misafirler,

Küresel ısınma, buzulların erimesi, çevre kirliliği, çölleşme, erezyon, orman alanlarının yok edilmesi, karbondioksit emisyonundaki artışlar, doğal afetler, son tahlilde iklim değişiklikleri insanlığı tehdit ve meşgul eden temel meseleler arasındadır.

Nüfus artışlarının, kentleşme ve sanayileşme olgularının makul taraflarının yanında pek çok olumsuzluğu da muhtevasında barındırdığı bilinmektedir.

Tarım ilaçları ile zehirlenen tohumları yiyen, suları içen nice kuş türü ve diğer hayvanların maalesef giderek nesli tükenmektedir.

Denizlerdeki petrol platformlarından sızan ve ham petrol taşıyan tanker kazalarında denize dökülen binlerce ton ham petrol bir yanda denizleri kirletirken diğer yanda deniz canlılarının ölümüne yol açmaktadır.

Uluslararası toplum, iklim değişikliklerinin telafisi zor zararlarına, çevre felaketlerinin neden olduğu yıkıma çare bulmak zorundadır.

Bu kapsamda ülkelerin yönetim yapıları, karar organları, siyaset ve sosyal bünyeleriyle birlikte insani yönelimler derinden etkilenmektedir.

Sürdürülebilir kalkınma ve büyüme yakalanacaksa çevreye hassasiyet gösterilmeli, gelecek nesillerin hayatına saygı ve riayet duyulmalıdır.

Teknolojinin sağladığı konfor ve keyiflerden istifade eden insanlık, ne yazık ki müessif ve menfi açmazların pençesindedir.

Velhasıl giderek yerkürenin dengesi bozulmaktadır.

Daha iyi bir dünya özlemi yerini gün be gün karamsarlığa bırakmaktadır.  

Ayrıca doğal afetlerdeki sıklık ve acıklı sonuçlar üzerinde de kararlı ve samimi şekilde düşünülmeli, emek ve mesai harcanmalıdır.

Geçtiğimiz günlerde dost ve kardeş ülke Endonezya’nın bir adasında yaşanan deprem, ardından oluşan tsunami yüzlerce insanın ölümüne, binlercesinin yaralanmasına yol açmıştır.

Bu felakette hayatlarını kaybedenlerin yakınlarına, Endonezya halkına ve devletine taziye dileklerimizi iletiyor, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Medyada Kırbaç Kasırgası olarak isimlendirilen ve Türkiye’yi etkileme ihtimalinden bahsedilen fırtınanın çok şükür ülkemizi teğet geçmesi de bizleri memnun etmiştir.

Beşeri ve doğal afetlere karşı küresel farkındalık düzeyinin yükseklişi en başta gelen dileklerimizden birisidir.

Elbette acılar paylaşıldıkça azalacak, mutluluklar paylaşıldıkça artacaktır.

Mesela ekonomik fırtınaya tutulduğumuz andan itibaren fırsatçılık yapan, kârına Kâr katan, haksız kazanç ve servet edinen kim varsa ne paylaşmayı, ne bölüşmeyi, ne de milli mensubiyeti idrak ve özümsememiş utanmazlardır.

Savaş yıllarında karaborsacılık yapan, stokçuluktan geçinen satılmışların durumu ne ise ekonomik saldırıda ahlaksızlık yapan, fiyat etiketlerini şişirenler de aynıdır.

Vatandaşlarımız ne yerim ne içerim derdindeyken, kurdaki artışı fırsata çevirenlerin nasıl bir vicdanları, nasıl bir insanlık anlayışları vardır?

Maneviyatımızın neresinde fırsat düşkünlüğüne cevaz bulunacaktır?

Kemerleri sesi çıkmayan milyonlar mı devamlı surette sıkacaktır?

Ekonomik çilelere, fahiş zamlara, anormal fiyat artışlarına her durumda haline şükreden, bir lokma bir hırka diyen müşfik, dar gelirli, elinde avucunda bir şey kalmamış insanlarımız mı katlanacaktır?

Döviz fiyatları indi, iniyor.

Ekonomik yangın söndü, sönüyor.

Peki, yapılan zamlar, fiyat artışları ne olacak; aynısıyla geri alınmayacak mıdır?

Hükümet kurnaz ve sinsi fırsatçıları teker teker belirlemelidir.

Stokçuluk yapanları, bankasındaki parası kadar yerli olup yabancı ülkelere sermaye kaçıranları mutlaka bulmalı, mutlaka bu karanlık niyetlileri deşifre etmelidir.

Nedir bu içimizdeki haşeratlardan çektiklerimiz?

Nedir bu zor günlerde cüzdanını ve kasasını tıka basa dolduran hayâsızlardan gördüklerimiz?

Kötü günlerde hiç sesi sedası duyulmayandan, zoru paylaşmayı bilmeyenden, nimette önde, külfette en arkada olandan hiç milli şahsiyet çıkar mı? Hiç karakter ve kaliteye şahit olunur mu?

İnsanlık bunlardan, Türkiye bu bereketsizlerden çok zarar görmüştür.

Kendimizi ne dünyadan soyutlayabiliriz, ne de etrafımıza bariyerler dikerek sorunlardan uzak durabilir, gelişmelere mesafeli bakabiliriz.

Aksi bir tercih ve tutumun doğru olmadığına da inanırız.

Bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın demek bedhahlık değilse biliniz ki bencilliktir, edilgen benliktir, güdülen bir anlayıştır.

Hem maşeri vicdana, hem insanlık vicdanına hakim olmasını temenni ettiğim empati hissiyatının tam ve kesin olarak tecellisiyle gerek içimizdeki gerekse de dışımızdaki hadiselere müdahil olma, bunlara karşı söz söyleme hakkını kazanabiliriz.

Mesela komşunun evi yanarken mutlu olamayız.

Muhtaç ve düşkünler varken huzur bulamayız.

Ekonomik hezimet yaşayan varken rahat uyuyamayız.

Bugün dünyada sayıları 850 milyona yaklaşan insan gece yatağa aç giriyor, bir o kadarı içecek su bulamıyor.

Yoksulluk içinde yaşayan çocuk sayısı 1 milyar civarındadır.

Sadece Nijerya, Somali, Güney Sudan ve Yemen’de 1 milyon 400 bin çocuk açlıktan dolayı ölümün kıyısındadır.

Dünya genelinde ise saatte 300, yılda ise 2 milyon çocuk açlıktan hayatını kaybetmektedir.

Tedbir alınmazsa 2025’te 450 milyon çocuğun açlıktan etkileneceği yapılan araştırmalarla tespit edilmiştir.

Bir tarafta doymayan, kanmayan, su ve ekmek bulamayan yüz milyonlar; diğer tarafta ise obezliğine çözüm arayan, diyet ve kilo vermek için milyon dolarları harcayan bir azınlık vardır, ne hazin ki malum küresel çelişki her geçen gün kökleşmektedir.

2020’de dünya nüfusunun 7,6 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir.

İnternete bağlı cihazların 34 milyar düzeyinde olacağı öngörülmektedir.

Şu anda dünya çapında 3,7 milyar internet kullanıcısı her gün 300 milyara yakın e-mail göndermektedir.

Aktif durumda 2 milyar Facebook, 300 milyon Twitter kullanıcısı vardır ve her hecen gün bu sayılar çoğalmaktadır.

4’ncü Sanayi Devrimine geçişle birlikte dijital gelişmelere yenileri eklenmiş, şeylerin interneti, her şeyin interneti yeni imkanlar olarak karşımıza çıkmıştır.

2025’e gelindiğinde şeylerin internetinden elde edilen gelirin, lütfen dikkat buyurunuz, 11,1 trilyon dolara ulaşacağı ileri sürülmektedir.

Dünyada sefalet korkunç boyutlara tırmanırken, sefa ve sefahatte bir o kadar yaygınlaşmaktadır.

Küresel eşitsizlik, küresel adaletsizlik, küresel dengesizlik endişe verici noktalardadır. Ve devamlı yükseliş halindedir.

Böyle bir dünya tablosunun sürdürülmesi, sürdürülebilir nitelikte olması imkansız, idame ve idaresi hayaldir.

Dünya genelinde 260 milyon insan sosyal, ekonomik ve siyasal açmazlardan dolayı daha iyi imkanlara kavuşmak maksadıyla yollara düşmüş, göçe zorlanmış veya kendi isteğiyle göç etmiştir.

70 milyon insan yerinden yurdundan zorla koparılmıştır.

İnsanların yardım çığlıkları ses geçirmez güvenlik duvarlarının ardında sönüp gitmektedir.

Zulüm egemenlik kurarken, zalimler sözü geçer hale gelmişledir.

Çarpıklıklar diz boyudur.

İnsani değerler yerlerde sürünmekte, insanlık meçhul sürgünlere yollanmaktadır.

Bilhassa Ortadoğu, Afrika ve Asya’nın bir bölümü kan revan içindedir.

İnsan hakkı ihlalleri, demokrasiye vurulan prangalar, özgürlüklere giydirilmiş deli gömlekleri, terör saldırıları, katliamlar, ekonomik alaboralar, sosyal krizler, siyasal kanamalar, nüfuz kavgaları, devletlerarası şiddetli rekabetler masumlara hayatı zindan etmektedir.

Geçen hafta, ABD’nin Newyork kentinde düzenlenen 73’ncü Birleşmiş Milletler toplantısı sadece günü kurtarmış, sadece durumu idare etmiş, sadece belagat ve demagojiye ev sahipliği yapmıştır.

Küresel düzeyde;

Haitili mağdurları, Sudanlı muhtaçları duyan yoktur.

Suriyeli garibanları, Gazzeli yetimleri, Kudüslü öksüzleri, Kerküklü yavruları sahiplenen yoktur.

Somalili, Arakanlı, Kaşgarlı masumlara el uzatan da görülmemiştir.

Türkiye’nin dışında samimiyetle mücadele eden hiçbir ülkeden bahsetmek söz konusu olmayacaktır.

Afrika denildi mi safariyi akıllarına getirenler, Ortadoğu denildi mi yer altı zenginliklerini düşünenler, bir damla petrolü bir damla kandan değerli bulanlar bize hangi insanlık dersini, hangi insani erdemleri anlatacaklardır?

Anlatsalar bile inandırıcı olacaklar mıdır?

Hadi inandık sayalım, bugüne kadar sonuç ne olmuştur da bundan sonra ne olacaktır?

73’ncü toplantının teması olarak belirlenen; “Birleşmiş Milletler’in Tüm İnsanlarla İlgili Olmasını Sağlamak: Barışçıl, Adil ve Sürdürülebilir Toplumlar İçin Küresel Liderlik ve Ortak Sorumluluklar” iddiası yalnızca lafta kalmıştır.

Birleşmiş Milletler’in ana yapısı ve karar alma şekli değişime uğramadıktan sonra barış ümitleri, adalet çağrıları, huzur ve istikrar arayışları asla gerçekleşmeyecektir.

İnsanlığın Güvenlik Konseyi üyesi beş ülkenin ağzına baktığı bir küresel organizasyondan bir şey çıkması, yaralara merhem olması akıl dışılıktır.

Birleşmiş Milletler uluslararası sömürü çarkının kaynağı, emperyalizmin makyaj ve maskesidir.

Bugüne kadar yaşananlar başka bir şey söylememize hakikaten de mahal bırakmamıştır.

İnsanlık vicdanına tercüman olamayan, emzikli bebeklerin açlığına, milyarlarca mazlumun yokluğuna, yoksulluğuna çözüm getiremeyen, devamlı topu taca atan küresel bir teşkilattan bir şey beklenmesi, umut verici bir netice istenmesi zaman kaybıdır, emek ve enerji israfıdır.

Zalimlere çıt çıkarmayan, bununla da yetinmeyip terör örgütlerini palazlandırıp hıyanetlerini teşvik eden, oluk oluk akan kanları seyreden sözde gelişmiş ülkeler insanlıkta sınıfta kalmışlardır.

Ve bize öğretecekleri, gösterecekleri, işaret edecekleri hiçbir şey yoktur.

İnsana hürmet duymayan her silahlı ve teknolojik güç saman alevi gibidir.

Sönmesi, bir süre sonra silinip gitmesi kaçınılmazdır.

Birleşmiş Milletler önce insan temelli olmalıdır.

Sonra devletlerin eşit temsil, karar ve katılımına imkan sağlamalıdır.

2000 yılında dünyada toplam askeri harcamaların tutarı 800 milyar dolar iken, şimdiler de bu rakam 2 trilyon dolara yaklaşmıştır.

Mazlumlara ekmek değil, namluya sürülmüş kurşun verilmektedir.

Silahlanma yarışı insani yardımları adeta sindirmiş, silindir gibi ezip geçmiştir.

Kuşku yok ki, Birleşmiş Milletler ahlaki ve vicdani temelde; adil ve hakkaniyet ölçülerine müzahir şekilde yeni baştan planlanmalı ve yapılandırılmalıdır.

Dünyayı avucuna almış beşli çetenin, yerküreyi kasıp kavuran vahşet döngüsüne hız veren beşli gurubun hâkimiyet ve hükümranlığı sorgulanmadan dünya dönse bile, daha iyiye, daha güzele, daha istikrara asla ulaşılamayacaktır.

Sayın Erdoğan’ın 25 Eylül 2018’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapmış olduğu konuşma etkilidir, kendi içinde tutarlıdır, Türkiye’nin duruşunu teyit etmiştir.

Trump’ın ekose siyaseti, ucube düşünceleri, tabansız ve temelsiz sözleri, ticaret ve ekonomik operasyonları insanlığın gelişim ve ilerleyişini durdurmaya çalışsa da, hevesi kursağında kalacak, beyhude provokasyonları Amerikan halkı tarafından mahkum edilecektir.

Zulümle abat olanın akıbeti her zaman berbat olacaktır.

Dünyayı var eden savaşlar, kıtlıklar, anlaşmazlıklar, çatışmalar, zorbalıklar değil, adalettir, beşeri asalettir, insani miras ve müktesebattır.

Yaşanabilir başka bir dünya tasavvur ve tezekkürünün tartışılma, konuşulma ve hayata geçirilme zamanı gelmiştir, zaman kaybına tahammül ise kalmamıştır.

 

Değerli Arkadaşlarım,

Sayın Cumhurbaşkanı’nın Birleşmiş Milletler Toplantısı’ndan sonra düzenlediği Almanya ziyareti son derece faydalı olmuş, körelen ilişki ağları tekrar canlanmaya başlamıştır.

Türkiye’yle Almanya’nın arasındaki buzların erimesi, soğuklukların yavaş yavaş giderilmesi, yeni ve temiz bir sayfa açılma hedefi olumlu bir gelişmedir.

Dileğimiz gerginlik, kopuş ve ayrılış değil, uyum ve işbirliğidir.

Ne var ki, Almanya Başbakanı Merkel’in Sayın Erdoğan’la birlikte düzenlediği basın toplantısında FETÖ konusundaki tespit ve değerlendirmeleri hem izaha muhtaç hem de oldukça hatalıdır.

Şansölye Merkel özetle şunları ifade etmiştir:

“FETÖ konusunu ciddiye alıyoruz, ama daha çok delile, bilgiye, FETÖ’yü PKK’yla bir tutmak için daha fazla kanıta ihtiyacımız vardır.”

Almanya Başbakanı FETÖ için hala kanıt arıyorsa, hala daha çok bilgi istiyorsa biliniz ki, bu kapsamda henüz bir arpa boyu mesafe aldığımız söylenemeyecektir.

Almanya’da FETÖ’ye Gülen Hareketi denildiği müddetçe, bu hainlerle, bu haşhaşilerle Avrupa düzleminde nasıl mücadele edilecektir?

251 vatan evladının şehadeti delil değil mi?

2 bin 194 vatan evladının yaralanması delil değil mi?

15 Temmuz gecesi yağdırılan kurşun ve bombalar delil sayılmayacak mı?

Almanya Başbakanı nasıl bir delil istiyor?

Bu esef ve endişe verici tutumunu hangi çevre ve odaklar tahkim ediyor?

Hainin delili mi olur?

Teröristin belgesi mi araştırılır

Terör örgütlerine sabıka kaydı mı sorulur?

Hain haindir, terörist teröristtir, imhaları ve cezalandırılmaları da vaciptir, haktır, hukukun bizatihi ifa ve ifadesidir.

Almanya Başbakanı 15 Temmuz’a yanlış yerden, yanlış yönden, yanlış fikirlerden bakmaktadır.

Bildiğimiz kadarıyla Sayın Merkel denize düşmemiştir, o halde yılana sarılmasına gerek yoktur.

Himmet vermemiş, hizmet diye hıyanete tamam dememiştir. Bu da açıktır.

Sanıyorum maklube yemediğinden zehirlenmesi de söz konusu değildir.

Peki bu FETÖ’ye müsamahasını, FETÖ’ye ilgi ve hassasiyetini nasıl yorumlayacağız?

Bunu dostluk ve müttefiklik ilişkilerine nasıl sığdıracağız?

Bir Alman atasözü der ki, “ağaçlar gökyüzünde yetişmez.”

El hak doğrudur. Zannederim hiçkimse aksini iddia etmeyecektir.

FETÖ konusunda delil istemek, gökyüzünde ağaç dikmeye yeltenmektir, bununla da yetinmeyip dikmediğini yetiştirmeye heves etmektir.

Bu denli hezeyan, bu kadar hakikat ihlalidir.

Eğer cesaretleri varsa, yürekleri yetiyorsa desinler ki, FETÖ’yü seviyoruz, FETÖ’nün arkasındayız.

Kaldı ki daha tutarlı, daha dürüst olurlar.

Hiç olmazsa niyetler belli olur, ittifaklar netleşir, karanlık işbirlikleri berrak şekilde açığa çıkar.

Hele Almanya Cumhurbaşkanı’nın Sayın Erdoğan onuruna verdiği akşam yemeğinde, ülkemiz aleyhine yaptığı ağır, haksız ve mesnetsiz eleştirileri ne misafirperverliğe, ne de devlet adamlığı kisvesine uygun düşmüştür.

Türk milleti başının üstünde yeri olanları bugüne kadar hiç indirmemiştir, ta ki kendileri düşesiye kadar. 

Hz Mevlana diyor ya; “sizi üzenlere hala selam veriyorsanız, bu vicdanınızın sadakasıdır.”

Öyle değil midir ki, istedikleri gibi olmayınca istenilmeyen olursunuz.

Bırakınız olsun, bırakınız ülke olarak verdiğimiz selamlar vicdanımızın sadakası yerine geçsin.

Ülkelerine sığınan kaçak ve casusları el üstünde tutan, onlardan Türkiye’yi dinleyen, onlara el bebek gül bebek muamelesi yapan ABD ve Avrupa ülkeleri karşısında Kurt yalnızlığımızla, kudretli onurumuzla duruş gösteririz, ama asla eğilmeyiz, asla başımızı öne eğmeyiz.

Almanya Türkiye’nin egemenlik haklarına saygı duyuyorsa, FETÖ’yü terör örgütü olarak, hem de PKK’dan daha beter bir cani örgüt olarak tanımalı, ülkesindeki FETÖ’cüleri iade etmelidir.

Korkmasınlar, teröristlere sadece döktükleri kanların, teşebbüs ettikleri darbenin bedeli hukuk nezdinde, bağımsız mahkemeler önünde kat be kat ödettirilecektir.

Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA), 2024 Avrupa Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak ülkeyi 27 Eylül 2018’de ilan etmişti.

Bu ülkenin ise Almanya olacağı belirlenmişti.

Ülkemizin bir kez daha hakkı yenmişti.

Türkiye’den firar eden bir kaçak ve ajan Twitter mesajında dedi ki:

“Demokrasisi olmayana top bile verilmez.”

Kendisine ne verildi bilmiyoruz, ama bize ne verilmesi gerektiğini, verilince ne yapacağımızı gayet iyi biliyoruz.

Derler ki, keçi kurttan kurtulursa gergedan olurmuş.

Bu casus gergedan olduysa mesele yoktur, şayet olmadıysa, hala iki ayaklı bir canlıysa, adaletin mührü inşallah Türk milletinin hükmünü eninde sonunda alnına kazıyacaktır.

 

Değerli Milletvekilleri,

21.yüzyılın değişim ve dönüşüm dönemi olması toplumsal krizleri, siyasi çözülmeleri, duygusal iniş ve çıkışları olağan hale getirmiş, içinden çıkılmaz bir uçuruma sürüklemiştir.

Küreselleşme, ulus-devletlerin bütün savunma hatlarını yararak alt kimlikleri coşturmuş, birey üzerinden tanımlanan bir demokrasi çerçevesini inşa etmeyi hedeflemiştir.

Küreselleşmenin ürettiği demokratik değerlerle ulus-devlet formatı içerisinde gelişen demokrasi kalıpları birbirine tam olarak uymadığından pek çok sorun ve sıkıntı doğmuş ve ortaya çıkmıştır.

Bu çerçevede meydana gelen uluslararası krizler hep gerçekleri görememenin, hazırlıksız yakalanmanın, maksatlı ve marazi yaklaşımların sonucunda patlak vermiştir.

Komşu ülkelerde yaşanan vahim gelişmeler, seri cinayetler, sınır ve haritalarla oynamalar, etnik ve mezhep temelli çatışmalar, hegemonik boğuşmalar terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürmüş, değirmenine su taşımıştır.

Irak ve Suriye’deki gerilimler bu ülkelerle sınırlı kalmamıştır.

Özellikle Türkiye’yi yakından ve yanıcı şekilde etkilemiştir.

Buna rağmen milli bekamızın müdafaası için her çalışma fedakarlıkla, vatan sevgisiyle yerine getirilmiştir.

Ülkemiz, sınır ötesinden kaynaklanan terörist saldırıları, düşmanca komploları hem göğüslemiş, hem de siyasi ve diplomatik tedbirlerle iradesini teşekkül ettirmiştir.

Cenevre’de, Astana’da, Soçi’de, İstanbul’da yapılan ve yapılması planlanan görüşmelerde ülkemiz haklı ve meşru tezlerini seslendirmiş, komşu ülkelerden kaynaklanan husumet dalgasına cephe almıştır.

Türkiye’nin güney kara sınırlarına mücavir alanlarda sahnelenen vahim senaryolar zamanında ve milli güç unsurlarının harekete geçirilmesiyle şimdilik kesilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’nin milli güvenliğine yönelik her türlü muhasım faaliyetleri, Irak ve Suriye’den ülkemize yönelen saldırıları bertaraf etmek, muhtemel kitlesel göçlere önlem geliştirmek hususlarında hükümete tam destek verecektir.

Bu maksatla TBMM gündemine gelen; hudut, şümul, miktar ve zamanı hükümetçe takdir ve tayin edilecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi hareket ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesiyle ilgili tezkereye evet oyu verecektir.

Terör örgütleri ister Fırat’ın doğusunda, ister Fırat’ın batısında, isterse de ülke topraklarında olsun, hepsini birden imha etmek kaçınılmaz milli zarurettir.

Varlığımıza ve istiklalimize kast eden, kurşun atan, pusu kuran, bomba fırlatan, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne saldırı düzenleyen kim varsa kafaları koparılmalıdır.

Her yerde temizlik, hep temizlik, tam temizlik, sürekli temkin ve tedarikli iradeyle hareket etmek bekamız için şarttır, elzemdir.

 

Muhterem Arkadaşlarım,

Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz hafta sonunda Kızılcahamam Patalya Otel’de Milletvekilleri, MYK ve MDK üyelerimizin katılımıyla düzenlediğimiz müşterek toplantı gayet başarılı geçmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak 31 Mart 2019 tarihinde yapılacak Mahalli İdareler Seçimlerinde takip ve temin edeceğimiz strateji ve politikalar görüşülmüş, kabulü sağlanmıştır.

Tekraren ifade ediyorum ki, parti olarak belediye başkanlarımızı merkez yoklamasıyla belirleyeceğiz.

Ve de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı dışında her yerde, her seçim çevresinde, her büyükşehir, il, ilçe ve beldede adaylarımızı çıkartarak Mahalli İdareler Seçimlerine katılacağız.

Mutlaka başaracağız, Allah’ın izniyle en iyi sonucu alacağız.

Biz Cumhur İttifakı’na bağlıyız.

Gevezelik yapan, hazımsızlık gösteren, alttan alta ittifakı tahribe yeltenen kibir yuvalarını, yoğurdum ekşi, peynirim küflü demeyen bedbahtları dikkate ve ciddiye almayacağız.

İşimize bakacağız, önümüzdeki gündemlere kilitleneceğiz.

Eğer sabrımızı taşırırlarsa, bize tepeden bakıp asap bozucu imalarına, edep dışı ifadelerine devam ederlerse unutmasınlar ki, biz de gafile söylenecek ne söz biter, ne de tepki diner.

Cumhur İttifakı Cumhuriyet’in bekçisi, Türk milletinin ümididir.

Üstelik beka, güvenlik ve istikrar temeline dayanmaktadır.

Siyasetimizi müzmin ve mihnet içinde olduğunu sananların, partimizi muavenete muhtaç değerlendirenlerin aklına şaşar, kendi ayaklarına kurşun sıkmamalarını tavsiye ederim.

Sözlerime son verirken, siz değerli milletvekillerimize bir kez daha yeni Yasama Yılında başarılar diliyor, hepinizi Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum.

Sağ olun, var olun, sağlıcakla kalın diyorum.