• Deutsch
  • Türkçe

Almanya 2018'e hükümetsiz giriyor


Seçimlerin üzerinden üç ay geçmesine karşın hala bir hükümetin kurulamamış olması modern Almanya tarihinde görülmemiş bir durum. Peki, Başbakan Merkel, nasıl oluyor da hala bir koalisyon ortağı bulamıyor?

19 Kasım gece yarısından hemen önce Almanya Başbakanı Angela Merkel'in ''Jamaika hayalleri'' suya düştü. Adını koalisyon ortağı adayı Hristiyan Birlik partileri (CDU/CSU), Hür Demokrat Parti (FDP) ve Yeşiller'in renklerinden alan Jamaika Koalisyonu'nu kurma çabaları sonuçsuz kaldı.

Hür Demokrat Parti lideri Christian Lindner partisi için "bu kadarının yettiğini ve FDP'nin inanmadığı politikaları destekleyemeyeceğini'' söyleyerek müzakere masasını terk etti. Ardından basına da birkaç cümlelik bir açıklama yapan Lindner, ''Jamaika''yı ardında bırakarak gecenin karanlığına karıştı. 

Dehşet ve hayalkırıklığı içindeki Başbakan Merkel de kendi partisi Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), kardeş parti Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) ve Yeşiller partisi müzakerecileri ile görüşmelerin gerçekleştirildiği binadan ayrıldı. Dördüncü zaferine imza atan Başbakan, Jamaika Koalisyonu'na inanmış ve söz konusu koalisyonun kurulmasıyla yeniden aynı koltuğa oturacağını düşünmüştü. Ancak bu hayaller suya düştü. Haftalar süren görüşmeler, taraflar arasındaki uçurumun Merkel gibi tecrübeli bir stratejistin dahi aşamayacağı kadar derin olduğunu ortaya koydu.

Almanya değişiyor

Böylece 2017'de Merkel daha önce tam üç kez başardığı bir konuda hezimete uğramış oldu: Seçimlerden birkaç hafta sonra yeni kabinenin kurulması. Federal Meclis'teki yeni güç dağılımı da ona fazla manevra alanı bırakmadı. Sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisi oyların 12,6'sını alarak ilk kez meclise girdi. 

Diğer yandan oldukça fazla kan kaybeden Merkel'in partisi CDU'ya yalnızca Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile bir işbirliğine gitme seçeneği kaldı. CDU'nun oy kaybetmesinin sebeplerinden biri kardeş parti CSU ile görüş ayrılıklarına neden olan ve Alman toplumunda da derin ayrışmalara yol açan mülteci politikasıydı. Öyle ki, Merkel daha önce hiçbir seçim kampanyasında ''Kaybol!'' ya da ''Merkel gitmeli'' nidalarıyla karşılanmamıştı. Seçimlerden sonra ise Jamaika Koalisyonu denemesiyle bir kumar daha oynamış oldu.

Merkel tek başına

Almanlar politika söz konusu olunca da istikrar ve dayanıklılıklarıyla ünlüdür. Geçen yıl hayatını kaybeden Helmut Kohl, tam 16 sene başbakanlık yapmıştı. 2005'ten bu yana başbakanlık koltuğunda olan Merkel de onun yolundan gitmek istiyor ve bunun için yeterli donanıma sahip olduğuna da inanıyor. Ne var ki, sorun artık onu destekleyecek partnerler bulamaması. Merkel'i eleştirenler başbakanla birlikte ya da onun altındaki idari pozisyonlarda olanların bir süre sonra önemsizleştirildiği ve tabana itildiğini öne sürüyor.

Son üç genel seçim de bu iddiayı doğrular nitelikteydi. 2009'da SPD ile CDU/CSU arasındaki ilk büyük koalisyondan sonra Sosyal Demokratlar muazzam bir oy kaybına uğradı. 2013'te de Merkel ile dört yıllık bir hükümet döneminden sonra FDP Federal Meclis'e girmesi için gereken yüzde 5'lik oy oranına dahi ulaşamadı. Hür Demokrat Parti'nin bu hezimetten sonra toparlanması epey zaman aldı. SPD ile kurulan bir diğer büyük koalisyon ise Sosyal Demokratları yine hüsrana uğrattı. 24 Eylül genel seçimlerinde parti, yüzde 20,5'lik oy oranı ile tarihinin en ağır yenilgisini aldı.

Oysa 2017, SPD için oldukça umut verici başlamıştı. Ocak ayının sonunda Sosyal Demokratların Merkel'e karşı durabilen bir çetin ceviz olarak gördüğü Başbakan Yardımcısı Sigmar Gabriel, SPD genel başkanlığından çekildi. Yerine geçmesi için desteklediği isim ise uzun bir süre Avrupa Parlamentosu başkanlığı görevini yürütmüş olan Martin Schulz'du.

SPD'liler bu kararı uzun zamandır bekledikleri bir adımmışçasına sevinçle karşıladılar. Schulz, oyların yüzde 100'ünü alarak rekor bir oy oranıyla genel başkanlığa seçildi. Partililer Würselen'li eski kitapçı Schulz'u kurtarıcıları olarak benimsediler ve ''Schulz etkisi'' SPD'ye binlerce yeni üye kazandırdı.

Anketlerde de SPD'nin oy oranları oldukça umut vaat ediciydi. Hatta yer yer yarışı CDU'nun önünde götürdükleri görülüyordu. Değişim rüzgârları SPD'nin lehine esmeye başlamıştı.

Ne var ki, ''Schulz etkisi'' aniden parlayıp sönen bir kıvılcımdan öteye gidemedi. SPD, birbiri ardına eyalet seçimlerini kaybetmeye başladı: Saarland, Schleswig-Holstein ve partinin kalesi sayılan Kuzey Ren-Vestfalya (NRW)… Almanya'da bilinen bir gerçek vardır: NRW'de kaybedersen, federal seçimlerde de kazanamazsın.

Nitekim öyle de oldu: Angela Merkel, Schulz fırtınası karşısında soğukkanlılığını korudu, anketlerde istikrarlı sonuçlar gelmeye başladı ve yazın başında da yarışta yine öne geçmeyi başardı. Schulz, Almanya iç siyasetinde yeni bir yüz olmasını avantaja çeviremedi. Seçim kampanyasında da enerjisini yanlış yere yönlendiren Schulz, Merkel'e izlediği politikalar üzerinden yeterince baskı yapamadı.

Ancak, seçim gecesi SPD'nin ağır bir yenilgiye uğradığı anlaşılınca Schulz doğru bir hamle yaptı. Berlin'de parti genel merkezi Willy-Brandt-Haus'da SPD'lilere seslenen Schulz, seçim sonucunun büyük koalisyona "hayır" anlamına geldiğini ve parti yönetimine "muhalefete geçmeyi önerdiğini" söyledi. Schulz'un bu açıklaması büyük bir coşkuyla karşılandı.

Schulz, partisinin ancak muhalefet yapması halinde köklü bir yeniden konumlandırmaya gidebileceğini ve CDU ile arasına keskin bir çizgi çekebileceğini; bir koalisyon hükümetinin parçası olarak ise buna olanak bulamayacağını söyledi.

Steinmeier'dan net mesaj: Erken seçim çözüm değil

Ne  var ki, Jamaika uzakta kalan bir hayal haline gelince yine Schulz'un telefonu çaldı. Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, SPD liderinden kendisini CDU ve CSU parti liderleriyle birlikte Berlin'deki Bellevue Sarayı'nda ziyaret etmesini istedi. Bu andan itibaren SPD, muhalefette yenilenme hayallerine veda edebilirdi. Zira devletin başındaki ismin mesajı oldukça açıktı: Parlamentodaki ikinci büyük parti olarak SPD, Almanya'da yeniden istikrarlı bir hükümetin kurulması için sorumluluğu paylaşmalıydı. Koalisyon çalışmalarının başarısız olması ve erken seçimler ise kabul edilebilir bir çözüm değildi.

Böylece gözler bir kez daha Merkel'in seçimlerden sonra "hükümet kurmak için yeterince güçlü değiller" dediği SPD'ye çevrildi. Ne var ki, Merkel'in koalisyon denemeleri sonuçsuz kaldığından ve yönünü yeniden 3. büyük koalisyona çevirdiğinden bu yana bu sözler yeniden gündeme gelmedi. Jamaika koalisyonu denemeleri başarısız olduğunda Merkel'in partisi CDU, liderlerinin arkasında durdu. Hatta kardeş parti CSU ile olan anlaşmazlıklar da giderildi. Şimdi ise tek eksik bir koalisyon ortağı.

DW